Osmanlı Döneminde Filistin ve Kudüs & Kanuni Sultan Süleyman Bürkeleri

Kanuni Sultan Süleyman Bürkeleri

Osmanlı Bürkeleri1

Osmanlılar, fethedilen ve egemenlikleri altına giren ülkelere daima ilgi göstermişlerdir.[1] Egemenlik dönemleri boyunca, oralarda çeşitli imar ve kalkınma hamleleri başlatmış ve muhtelif alanlarda yürütmüşlerdir.[2]

Osmanlılar ayrıca Filistin’i fethettikten sonra, Filistin şehirlerindeki kutsal yerlere, özellikle Kudüs’teki mukaddes mekanlara büyük bir önem vermişlerdir.[3] Dolayısıyla Filistin’in, Osmanlılar nezdinde daima özel bir yeri olmuş ve ilgi alanlarından en büyük payı almıştır. Osmanlılar, Kubbetu’s Sahra ve Mescid-i Aksa’yı restore ettikleri gibi, yakınındaki okul, zaviye, çarşı ve mücavir hanları da restore etmişlerdir. Osmanlı halifeleri ve valileri, Filistin’e büyük bir ilgi göstermiş, çeşitli mimari anıtlar, hanlar ve ibadethaneler inşa etmişlerdir.

Hatta Osmanlılar, Müslümanların camilerine ve mukaddes mekanlarına titizlik gösterdikleri gibi diğer dinler, etnik kökenler ve kesimler için de ibadet özgürlüğü sağlamada titizlik göstermişlerdir.[4] Nitekim Osmanlı Devleti’nin ilişkileri, daima bütünleştirici denge ve azınlıklık haklarını koruma esasına dayalı olmuştur. Ayrıca bazı dini hususların tanzimi için Vatikan ile de güçlü ve istikrarlı ilişkiler kurmuştur.[5]

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi

400 yıl boyunca Osmanlı yönetimi altında kalan Kudüs, Kanuni Sultan Süleyman zamanında muazzam bir imar kalkınmasına tanık olmuştur.[6]

Kanuni Sultan Süleyman

Nitekim Sultan Süleyman Kanunnamesi, yani Sultan Süleyman Anayasası adıyla bilinen ve devlet işlerinin tanzimine yönelik kanunlar çıkarmıştı. Bu kanunlar, Miladi 19. yüzyıla kadar yürürlükte kalmıştır. Kendisine “Kanuni” lakabının verilmesinin nedeni de bu olmuştur. Batılılar ise onu Muhteşem Süleyman olarak adlandırmışlardı. Aynı zamanda Kanuni Süleyman adıyla da tanınmıştır.

İmparatorluk sınırları genişlemeye devam ederken, Kanuni Sultan Süleyman yargı alanında birtakım ıslahatlara yönelmiş, bu bağlamda toplum, eğitim, ceza hukuku ve Osmanlı şehirlerinin güzelleştirilmesine önem vermiştir.

Diğer Osmanlı sultanları gibi, Sultan Süleyman nezdinde de Kudüs’ün daima özel bir yeri olmuştur.[7] Kanuni Sultan Süleyman zamanında, 1534 yılında Kudüs’ü çevreleyen 4200 metre uzunluğunda bir sur inşa edilmiştir. Bu sur, felaket ve afet zamanlarında şehri korumak ve savunmak amacıyla 600 metre uzatılmıştır. Yine özel olarak Kudüs’te ve genel olarak çevresindeki Filistin bölgelerinde bir imar hamlesi başlatmıştır. Bunların en önemlisi, saldırı durumlarında şehri ve halkını korumak amacıyla tahkimatlar kurulması ve şehri güzelleştirmeye yönelik hamleler olmuştur. Kudüs’ün kuşatma altında kalması halinde şehrin su ihtiyacını karşılamak üzere inşa edilen büyük su toplama yerleri de böyledir.

Kanuni Sultan Süleyman Bürkeleri, üç su toplama havuzundan oluşur ve Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman tarafından, bugün işgal altındaki Filistin’de yer alan Beyt Lahim şehrinin güneyinde, Hicri 943 yılında inşa edilmiştir.

Süleyman Bürkeleri: Beyt Lahim şehrinin güneyinde yer alır. Üç büyük su toplama havuzundan oluşur. Aralarındaki mesafe 42 ilâ 49 metredir.

İlk bürkenin uzunluğu 116 metre, genişliği aşağıdan 71 metre, yukarıdan 70 metredir. Derinliği ise 8 metredir. En büyük kısmı kaya içerisine oyulmuştur ve sonra diğer kısımları inşa edilmiştir.

İkinci bürkenin yukarıdan seviyesi 6 metreye inmektedir. Uzunluğu 129 metredir.

Genişliği yukarıdan 50 metre, aşağıdan ise 76 metredir. Derinliği de 12 metredir.

Kuzeydoğu köşesinde Salih pınarına bağlanan bir su kanalı bulunur.

Tümüyle kaya içine oyulmuştur.

Üçüncüsü ise 177 metre uzunluğundadır. Yüzey seviyesi ikinci bürkeden 6 metre aşağıdadır.

Bu bürkelerin kanalları başka bürkelere bağlanır. Örneğin, el-Halil şehri yakınında, 73 metre uzunluğundaki el-Urub Bürkesi ve 74 metre uzunluğundaki Bintu’s Sultan Bürkesi gibi. Süleyman bürkelerine, el-Firdevs Dağları’na yakın Artas kaynak suları ulaşır. Süleyman bürkelerinin suları ise bir grup kaynaktan da beslenen iki kanalla Kudüs’e taşınır.

Bürkelerin inşasında kullanılan mühendislik, su havuzları açısından son derece dikkat çekici bir kazı ve inşa süreci ile tamamlanmıştır. Özellikle bürkelerin su kanalları ile bağlantısı ve Kudüs’e kadar kilometrelerce uzunlukta bir mesafeye ulaştırılmasında izlenen yöntem müthiştir.

Osmanlı Bürkeleri2

Bürkeler yaklaşık 160.000 metrekare su kapasitesine sahiptir. Çevre bölgelerde, bu bürkelere akan üç su kaynağı bulunmaktadır.

Bu su havuzlarının suyu, geçmişte Beyt Lahim ve Kudüs şehirlerinin en önemli su kaynakları kabul edilmiştir.

Bugün ise bu bürkeler kurumuştur ve çoğu zaman işgal güçlerinin ziyarete izin verdiği zaman dilimlerinde, bölge sakinlerinin ve turistlerin uğrak yerlerinden biri olan tarihi ve turistik bir bölge sayılmaktadır.

Osmanlı Bürkeleri3

Siyonistlerin Bu Tarihi ve Stratejik Yapıları Hedef Alması

Tüm büyük sömürgeci devletler, topraklarının sahip olduğu özel konum ve seçkin özellikler nedeniyle gözlerini Filistin’e dikmişlerdir.[10]

Filistin toprakları üzerine çöreklenmiş Siyonist işgal güçleri de Filistin’in İslami kimliğini koruyan bu tarihi eserleri tahrip etmek için büyük çaba harcamış, toprakları yahudileştirmeye ve bölge isimlerini değiştirmeye yoğunlaşmıştır. Bugün Süleyman bürkeleri bölgesindeki Filistinlilerin maruz kaldığı baskı ve zulümler, bu utanç ve acı verici manzaralardan yalnızca biridir.

İşgal otoriteleri, bu bölge üzerinde oldubitti politikaları dayatmaya çalışmış, askerlerden ve yerleşimcilerden olan Yahudiler, Filistinli olsun, yabancı olsun, bu bölge ziyaretçilerinin can güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit haline gelmişlerdir.

Yılın çoğu günlerinde Filistinlileri bu bölgeleri ziyaretten men etmişler, giriş izni alıp da oraya gidenler yerleşimcilerin saldırılarına maruz kalmışlardır. Yerleşimcilerin bölge yakınlarındaki varlığı ve civar bölge sakinlerini sürekli taciz etmeleri, bu yeni sömürgeciliğin en iğrenç görüntülerinden birini yansıtmaktadır.

Share
Share